Türkiye’de artık darbe olmaz
Tarih May 2nd, 2007Dışişleri Bakanı ve cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül, Türkiye’de darbe tehlikesi görmediğini belirtti. TRT’de katıldığı programda gazetecilerin sorularını cevaplayan Gül, Genelkurmay’ın gece yarısı bildirisine değindi.
Adaylığınızın darbeye yol açacağı mesajını aldınız mı?” sorusuna Gül, şu karşılığı verdi: “Hayır. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin dışişleri bakanıyım, Türkiye’yi bütün dünyada temsil eden bir insanım. Onun için, ‘Çifte standart ya da haksızlığa uğradığınızı düşünüyor musunuz?’ dediğinizde, ben hiçbir zaman böyle bir kompleks içinde olmadım. Türkiye’nin en gizli evrakına ben vâkıfım, benim elimdedir, başkasının değil. Türkiye’nin çıkarlarını ben savunuyorum. Dolayısıyla Türkiye’de bana güvenilmeyecekse güvenilecek insan sayısı kaçtır?”
Türkiye’de artık darbe olmaz
Cumhurbaşkanı adayı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye’de bundan sonra darbe olacağına inanmadığını söyledi. Son bir haftada yaşanan hasarı düzeltmenin dışişleri bakanı olarak kendisine düşeceğini vurgulayan Abdullah Gül, “Demokrasi yerinde, hukukun üstünlüğü var, herkes Türkiye’ye güvensin diye mücadele vereceğim.” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karardan ziyade Cuma gecesi Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan bildirinin kendisi için sürpriz olduğunu anlatan Abdullah Gül, “en erken tarihte” seçimin yapılmasını, Cumhurbaşkanı’nın da halk tarafından seçilmesini önerdi. Gül, şöyle konuştu: “Türkiye’ye daha fazla gölgeler düşürmemek gerekir. Yapılması gereken en erken tarihte seçimdir. Halkın Cumhurbaşkanı’nı seçebilmesi için Anayasa değişikliğini yapmamız gerekir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde bundan sonra da benzer sorunlar çıkabilir, o nedenle halkın seçmesi gerekir. Her iki seçimin hemen yapılması gerekir.”
Genelkurmay’ın yayınladığı bildirinin kendisine yönelik olmadığını anlatan Bakan Gül, “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin dışişleri bakanıyım. Dünyada Türk devletini ben temsil ediyorum. En gizli evraklarıma ben vakıfım. En gizli belgelerini ben koruyorum. Kapıların arkasında ya da açık ülkenin çıkarlarını ben savunuyorum. Bana güvenilmeyecekse güvenilecek az insan vardır.” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar ardından çok rahat olduğunu aktaran Gül, başının dik olduğunu söyledi. Yanlış yapanlara vicdanlarıyla hesaplaşmasını isteyen Gül, Cumhurbaşkanı adaylığı belirlenirken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görüşünün alınmasının demokrasinin ruhuna zıt olacağını vurguladı. Gül, ABD ya da Avrupa Birliği’nin yaptığı değerlendirmelerin de kendisini ilgilendirmediğini kaydetti. Türkiye’de hukuk sisteminin sarsılması durumunda ekonominin bundan zarar göreceğini belirten Gül, kutuplaşmaların da Türkiye’ye zaafa uğratacağının altını çizdi. Muhalefetin tavrını da yorumlayan Bakan Gül, Anavatan Partisi ve DYP’nin Meclis’te CHP ile birlikte hareket ettiğini söyledi. CHP’nin oylamanın ilk turuna katılmamasını eleştiren Abdullah Gül, “CHP, Meclis’e girseydi üçte biri bana oy verirdi. Bunu bildiği için Deniz Bey parti olarak oylamaya sokmadı.” ifadelerini kullandı. Abdullah Gül’ün açıklamaları özetle şöyle:
Bildiri benim için sürprizdi
“Anayasa Mahkemesi’nin kararın benim için sürpriz olmadı. Geçen hafta yayınlanan bildiri (Genelkurmay bildirisi) benim için sürprizdi. AB adaylığı ardından Türkiye öngörülebilir bir ülke oldu demiştim. Güçlü bir demokrasi ve öngörülebilir bir ülke güçlenir. Anayasa Mahkemesi’nin kararına hazırlıklıydım. Gerekçeyi yazanlar nasıl izah edecekler onu hep birlikte göreceğiz. Onlara kırgınlığım söz konusu değil. Ben bundan sonrasına bakarım. Biz Türkiye’de demokrasi mücadelesine, güçlenme mücadelesine, Atatürk’ün hedef koyduğu muasır medeniyetlerin üzerine çıkma hedefine devam edeceğiz. Türkiye, huzurlu bir beş sene daha geçirirse fert başına gelir 10 bin dolara çıkar. Ondan sonra Türkiye’de hiçbir şey olmaz.”
Kutuplaşma ülkeyi zayıflatır
“Kutuplaşmalar, Türkiye’yi çok zaafa düşürür. Kutuplaşmaları kaşırsak çok kalıcı yaralar verir. Daha büyük kalabalıkları toplayabiliriz. Ama bunu yapmayacağız. Bunlar çok yanlış işler. Türkiye’nin güçlü olması gerekir. Güçlü bir ekonomi, güçlü bir ordu olacak. Birbirimizle barışık olmamız gerekir. Yüzümüze bakamayacak olmamız gerekir. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin en şerefli vatandaşları olmamız lazım. Bunun önderliğini siyasetçiler yapacaktır. Ben iki gün sonra seçilip Köşke çıkacaktım. Sezer seçilirken benim aldığım oyu olmadı. Demirel de, Özal da seçilirken benim aldığım oyu almadı. Bunlara rağmen, çok rahatım, eşim çocuklarım da çok rahat. Hırs içinde değildim.”
Bugüne kadar kimin hayat tarzına müdahale ettik?
İnsanların hayat tarzları neyse onların koruyucusu biz olacağız. İşi kim iyi bilirse onla çalışırım. Başbakanlıkta, İstemihan Talay’ın müsteşarıydı. Kendisine güvendiğim için getirdim. Sadece eşinin başörtülü olanları çıkarırsanız o da yanlış olur. Bize haksızlık yapılmaması lazım. Yine de kaygılara anlıyorum. Büyük bir propaganda var. İnsan bir kendilerine gelsinler vicdanlarına sorsunlar. Hükümet, bir kanun çıkarıp kadınların hayat tarzlarına mı müdahale etti? Ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Niye yaşadık? Cumhurbaşkanlığı seçimi sürece devam ettiği için oldu.
The Guardian söylemediklerimi yazdı, Cumhuriyet’in yaptığı ayıp
Benim bir makalem, röportaj değil. 1995 yılında Türkiye’ye gelen gazeteci bana da uğramış. Gittikten sonra bir sayfalık yazı yazmış. Tahliller yapmış. Makalede benimle görüştüğünü de söylüyor. Bir satır ifade ediyor. Çıkınca ben bunu tekzip etmiştim. Ben bunları söylemedim diye Guardian’a gönderdim. Guardian da bunu yazmış, tekzipleri. Dünkü Cumhuriyette bunlar var. Benim makalem değil, bana atfen bir satır söylüyor. Bunlar benim ifadelerim değil. Cumhuriyet, 3 gündür kırmızı zemin içinde tırnak içinde vererek, gazetecinin yazdığı gibi de değil. Bu ayıp bir şey.
‘Kayıp Trilyon Davası’nda arkadaşlarım beraat etti
Oğuzhan Bey, Şevket Bey hepsi beraat etti bu davadan. Dava, adaylığımı koymamdan 4 gün önce yapıldı ve mahkeme kararını verdi. Kalkınma Bankası’ndan sorumlu bakan iken, gelen konuklara hediye verdik. Genel müdürün özel ödeneği vardı, bakanın yoktu. Özel kalemin ben eve gitmeden gece eve gitmezdi. Onlara yemek, yandaki kebapçıdan gelirdi. Döner, lahmacun… Bir de Türki ülkelerin büyükelçilerine bir yemek verdik, Zimmet çıkardılar. Mahkemeye gittik, maaşımdan kestiler. O da budur.
Özal’ı boykot etmeyen tek Refahlı milletvekili bendim
Özal cumhurbaşkanı olduğunda neler yazılmış? Türkiye değiştiği için bana söylenemedi. Çok daha ileriye gittiğimizi görüyorum. Turgut Bey cumhurbaşkanı oldu. 91′de ben de milletvekiliydim. Süleyman Bey, Erbakan Hoca, Türkeş hepsi boykot etti. Ben doğrusu, bir türlü boykotu anlayamadım. Tek başıma, muhalefetten tek giden adamdım. Özal ve ANAP’lılar vardı. Ben bütün anamuhalefeti temsil eder duruma düştüm. O günü unutmam. ANAP’ın o günleri unutuyor olması üzücü…
77 sülalesinin Türk olduğunu söyleyecek bir başkası olamaz
77 sülalesinin Türk olduğunu söyleyecek bir başkası çıkamaz, benim kadar isteyecek az adam çıkar. Şeceresi bu kadar köklü çıkaracak bir başkası çıkamaz. Burası Osmanlı devamı bir ülkedir. Herkes asildir, eşittir. Dün bir gazete yazarı da böyle şeyler yazdı. Bunları hangi panelde, nerede söylemişim. Böyle bir isimli panele hiçbir biçimde katılmadım. Tamamen yalandır. Seçime girerken benimle ilgili kadınlarla fotoğraflar dağıtıldı. Fotomontaj olduğu ortaya çıktı. Ben Atatürk’ün resmini yırtmışım. Bu kirli işleri yapanlar var, görüyoruz.
Köşk için TSK’nın görüşünü almak demokrasinin ruhuna zıt
Açıkçası böyle bir ihtiyaç hissetmedim. Başbakanı bilemem, ama zaten kendisi aday olmadı ve benim üzerimde görüş bildirdi. Görüş almaya başlarsanız, demokrasinin ruhuna zıt bir şey olur. Tecrübesi olan bir insan tahmin etmiş olabilir. (23 Nisan resepsiyonu) Orada hep beraber fotoğraf verdik. Ben başbakan olmasın diye TSK’nın görüşleri var diye inanmam. Başbakan, icranın başında olan insan. Tayyip Bey, icranın başında olma iradesini o şekilde kullandı.
Bulunduğu bölüm: Zaman |